SOSYAL MEDYA

X-twitter Instagram Linkedin Neos
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Kadromuz
    • Kariyer
  • Bölge ve Alan Çalışmaları
    • Afrika Çalışmaları
    • Asya-Pasifik Çalışmaları
    • Avrasya Çalışmaları
    • Balkan Çalışmaları
    • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
    • Enerji Politikası Çalışmaları
    • Güvenlik Çalışmaları
    • Kafkas Çalışmaları
    • Orta Doğu Çalışmaları
    • Politik Psikoloji
    • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
    • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
    • Transatlantik Çalışmaları
    • Türk Dünyası Çalışmaları
  • Etkinlikler
    • Çalıştay
    • Konferans
    • Kongre
    • Kurs/staj
    • Panel
    • Seminer
    • Sempozyum
  • Yayınlar
    • Analiz
    • Görüş
    • İnfografik
    • Rapor
    • Röportaj
  • İletişim
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Kadromuz
    • Kariyer
  • Bölge ve Alan Çalışmaları
    • Afrika Çalışmaları
    • Asya-Pasifik Çalışmaları
    • Avrasya Çalışmaları
    • Balkan Çalışmaları
    • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
    • Enerji Politikası Çalışmaları
    • Güvenlik Çalışmaları
    • Kafkas Çalışmaları
    • Orta Doğu Çalışmaları
    • Politik Psikoloji
    • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
    • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
    • Transatlantik Çalışmaları
    • Türk Dünyası Çalışmaları
  • Etkinlikler
    • Çalıştay
    • Konferans
    • Kongre
    • Kurs/staj
    • Panel
    • Seminer
    • Sempozyum
  • Yayınlar
    • Analiz
    • Görüş
    • İnfografik
    • Rapor
    • Röportaj
  • İletişim
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Kadromuz
    • Kariyer
  • Bölge ve Alan Çalışmaları
    • Afrika Çalışmaları
    • Asya-Pasifik Çalışmaları
    • Avrasya Çalışmaları
    • Balkan Çalışmaları
    • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
    • Enerji Politikası Çalışmaları
    • Güvenlik Çalışmaları
    • Kafkas Çalışmaları
    • Orta Doğu Çalışmaları
    • Politik Psikoloji
    • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
    • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
    • Transatlantik Çalışmaları
    • Türk Dünyası Çalışmaları
  • Etkinlikler
    • Çalıştay
    • Konferans
    • Kongre
    • Kurs/staj
    • Panel
    • Seminer
    • Sempozyum
  • Yayınlar
    • Analiz
    • Görüş
    • İnfografik
    • Rapor
    • Röportaj
  • İletişim
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Kadromuz
    • Kariyer
  • Bölge ve Alan Çalışmaları
    • Afrika Çalışmaları
    • Asya-Pasifik Çalışmaları
    • Avrasya Çalışmaları
    • Balkan Çalışmaları
    • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
    • Enerji Politikası Çalışmaları
    • Güvenlik Çalışmaları
    • Kafkas Çalışmaları
    • Orta Doğu Çalışmaları
    • Politik Psikoloji
    • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
    • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
    • Transatlantik Çalışmaları
    • Türk Dünyası Çalışmaları
  • Etkinlikler
    • Çalıştay
    • Konferans
    • Kongre
    • Kurs/staj
    • Panel
    • Seminer
    • Sempozyum
  • Yayınlar
    • Analiz
    • Görüş
    • İnfografik
    • Rapor
    • Röportaj
  • İletişim
Petrol, Egemenlik ve Darbe
Ana Sayfa Bölge ve Alan Çalışmaları Orta Doğu Çalışmaları Petrol, Egemenlik ve Darbe
Orta Doğu Çalışmaları

Petrol, Egemenlik ve Darbe

D.r. Alper YILDIRIM Nisan 10, 2026 14 min read 0
50

Petrol, Egemenlik ve Darbe: İran Petrolünün Siyasi Tarihi

İran petrolünün öyküsü, sömürü, aldatma, ihanet, entrika ve iktidar mücadelesiyle şekillenen bir tarihsel sürece sahiptir. Ülkenin kurak tepelerinin altındaki petrolün endüstriyel bir kaynak olarak fark edilmesi, emperyal bir güç olan İngiltere’nin İran üzerindeki hegemonya mücadelesinde önemli dönüm noktalarından birini oluşturmuştur.

1908 yılında İran’da gün yüzüne çıkarılan petrol, daha sonra tarihe “Ortadoğu’da işlenebilir ilk petrol” olarak geçmiştir. Böylece Ortadoğu’da ilk petrol üretim tesisleri İran’da kurulmuş ve yeni petrol kaynaklarına ulaşılmasıyla İran, enerji temini açısından bir merkez haline gelmiştir. Bu gelişmelerle birlikte İngiltere, İran’ı jeopolitik ve ekonomik bir varlık olarak değerlendirmeye başlamıştır.

İngiltere’nin imtiyaz anlaşmaları yoluyla İran’ın petrol kaynakları üzerinde eşitsiz paylaşım düzenlemelerini dayatması ve sömürüye dayalı politikaları kurumsallaştırması, yalnızca İran için değil, bölge ülkelerinin karşı karşıya kaldığı birçok ekonomik ve siyasal sorunun tarihsel arka planını oluşturmuştur. Bu süreçte İran’daki çeşitli siyasal grupların yürüttüğü muhalefetin merkezinde de petrol meselesi ve adil olmayan imtiyaz anlaşmaları yer almıştır.

Petrol, İran’ın iç ve dış siyasal koşullarının değişiminde merkezî bir rol oynamış; aynı zamanda siyasal ve ekonomik projelerin en önemli finansman kaynaklarından biri hâline gelmiştir. İran petrollerinin coğrafi, ekonomik ve siyasal öyküsü, uluslararası ambargo koşulları altında enerji ihracatına bağımlı bir ülke ekonomisinin geçmiş deneyimlerinin anlaşılması ve günümüz koşullarının daha iyi kavranması açısından büyük önem taşımaktadır.

Bölgede petrole dair ilk emareler antik çağlardan itibaren görülmekle birlikte, 19. yüzyıla gelindiğinde Batılılar tarafından yürütülen bilimsel araştırmalar, işlenebilir petrol varlığına ilişkin bulguları ortaya koymuştur. Elde edilen veriler ve bu kaynaklardan gelir elde etmek isteyen girişimciler, söz konusu durumu bir fırsat olarak değerlendirmiş ve İran petrollerini çıkarmaya talip olmuşlardır. Bu kapsamda, 1855 yılında W. K. Loftus adlı İngiliz jeolog tarafından İran’da ilk kez bilimsel nitelikte petrol araştırmaları gerçekleştirilmiştir.

1864 yılında ise ilk petrol imtiyazı teklifinin, demiryolu imtiyazıyla birlikte M. Salavan adlı müteşebbise verildiği bilinmektedir. Ancak bu anlaşma hayata geçirilememiştir. 1872 yılında Alman asıllı olup sonradan İngiliz vatandaşlığına geçen Yahudi kökenli Baron Julius de Reuter, petrolü de kapsayan geniş kapsamlı demiryolu ve maden imtiyazlarını almayı başarmıştır. Bununla birlikte dönemin Kaçar hükümdarı Nâsırüddin Şah, iç ve dış tepkiler nedeniyle söz konusu imtiyazı iptal etmiştir.

Ardından 1883 ve 1884 yıllarında Hollanda ile petrolü de içeren yeni imtiyaz anlaşmaları yapılmış; ancak madenlerin işletmeye açılamaması sebebiyle bu anlaşmalar yürürlüğe konulamamıştır. 1889 yılında ise Reuter, İran ile ikinci kez bir imtiyaz anlaşması yapmayı başarmıştır. İngiltere’nin de desteğini alan Reuter, İran’da maden işletme ve banka kurma haklarını elde etmiştir. Altmış yıllık süre için tasarlanan bu anlaşma da 1899 yılında diğer imtiyaz düzenlemeleriyle birlikte iptal edilmiştir.

1901 yılına gelindiğinde komisyoncu Anton Kitabçıhan (Kitabciyan, Kitabgi), müteşebbis William Knox D’Arcy’ye petrol imtiyazlarını satın alması yönünde bir öneride bulunmuştur. Kitabçıhan’ın İran’da petrol varlığına ilişkin bilimsel nitelikli kanıtlar sunması ve D’Arcy’nin şahsi araştırmalarının bu iddiayı desteklemesi, söz konusu imtiyazın satın alınmasında etkili olmuştur. Yaklaşık 500 bin mil karelik bir alanı kapsayan bu imtiyaz anlaşmasına göre elde edilecek gelirlerin %16’lık bölümü İran Hükümeti’ne bırakılmıştır.

Altmış yıllık süreyi kapsayan bu imtiyaz anlaşması, İran petrol siyasetinde önemli bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Nitekim bölgede günümüze kadar uzanan petrol mücadelelerinin temelleri bu anlaşma ile atılmıştır.

1908 yılında Mescid-i Süleyman’da petrolün keşfedilmesinin ardından Anglo-Persian Oil Company (APOC) kurulmuş, daha sonra İngiltere D’Arcy imtiyazlarının %51 hissesini satın almıştır. Böylece petrol meselesi, İngiltere-İran ilişkilerini yeniden şekillendiren temel unsurlardan biri hâline gelmiştir.

Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ve İngiltere’nin donanmasında kömür yerine petrolü tercih etmesi hem İngiltere’nin hem de İran’ın kaderini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu süreçte İngiltere’nin savaşı kazanmasında İran petrolü önemli bir rol oynarken, petrol İngiltere açısından yalnızca ticari bir meta olmaktan çıkmış; aynı zamanda askerî ve siyasal bir nitelik kazanmıştır.

İngiltere’nin APOC üzerindeki hisselerin çoğunluğunu kontrol etmesi, İran’a sınırlı bir hareket alanı bırakmıştır. Bu gidişatın değişmesi ise Kaçar Hanedanı’nın sona ermesi ve Pehlevi Hanedanı’nın iktidara gelmesiyle başlamıştır. Nitekim bu dönemde petrol üretiminde artış yaşanmasına rağmen İran’a ödenen payın düşmesi ve adaletsiz paylaşım uygulamalarının devam etmesi, Rıza Şah yönetimi açısından önemli bir kırılma noktası oluşturmuştur.

Bu gelişmelerin sonucunda İran, 27 Kasım 1932 tarihinde D’Arcy imtiyazını tek taraflı olarak iptal etmiştir. İngiltere’nin yoğun tepkisi ve meselenin Lahey Adalet Divanı’na taşınacağı yönündeki tehditlerine rağmen İran geri adım atmamıştır. Bu durum, İngiliz nüfuzu altındaki diğer toplumlar açısından da önemli bir emsal ve umut kaynağı olarak değerlendirilmiştir.

İmtiyaz anlaşmasının iptalini sert bir tepkiyle karşılayan İngiltere, Rıza Şah’ın daha yüksek maddi beklentiler içinde olduğunu değerlendirmiş ve daha yumuşak şartlar içeren yeni bir imtiyaz anlaşması yapılmasını talep etmiştir. Bu doğrultuda 29 Nisan 1933 tarihinde altmış yıl süreli yeni bir petrol anlaşması imzalanmıştır. Buna göre İran Hükümeti, yaklaşık 100 bin mil kareye düşürülen imtiyaz bölgesinde APOC’a petrol arama, çıkarma, rafine etme, pazarlanabilir hâle getirme, boru hattı inşa etme ve petrol taşıma haklarını tanımıştır. Bunun karşılığında APOC, elde edilen petrolün her tonu için İran’a sürekli olarak dört şilin ödeme yapmayı kabul etmiştir. Bunun yanında şirket, hissedarlara ödenen 671.250 sterlini aşan kârın %20’sini İran’a vermeyi ve ayrıca yılda en az 750.000 sterlinlik bir ödeme yapmayı taahhüt etmiştir. Yeni anlaşma her ne kadar bazı mağduriyetleri azaltmış olsa da İran’daki birçok kesim bu düzenlemenin D’Arcy imtiyazının değiştirilmiş bir benzeri olduğu görüşündeydi. Bununla birlikte D’Arcy imtiyazının iptali, adaletsiz petrol paylaşımı ve sömürüsüne karşı verilen ilk ciddi tepki olarak hafızalarda yer etmiştir.

Yeni imtiyaz anlaşmasından kısa bir süre sonra, 1935 yılında Anglo-Persian Oil Company’nin adı Anglo-Iranian Oil Company (AIOC) olarak değiştirilmiştir.

  • APOC (1909) AIOC (1935)                            BP (1954)

Şirketin APOC’tan AIOC’a dönüştürülmesi, petrol gelirlerinin paylaşımı açısından kayda değer bir değişiklik getirmemiştir. İran, yine kendi doğal kaynaklarını yabancı bir şirket aracılığıyla çıkarttırıp işletmekte ve elde edilen kârdan sınırlı bir pay almaktaydı. 1940’lı yıllarda İran siyaset sahnesine çıkan Muhammed Musaddık, bu gidişata karşı güçlü bir tepki ortaya koymuştur.

Başkanlığını yürüttüğü Meclis Petrol Komitesi’nde milletvekillerini bilgilendirip yönlendiren Musaddık, millî egemenliğin en önemli unsurlarından birinin İran halkına ait olan petrolün millileştirilmesi olduğunu vurgulamıştır. Bu doğrultuda, Millî Cephe adıyla oluşturulan siyasi yapı çerçevesinde, ülkenin bağımsızlığını sınırlayan her türlü iç ve dış unsura karşı protesto hareketleri başlatılmıştır. Musaddık, güçlü hitabeti sayesinde hem kamuoyunu hem de milletvekillerini bu düşünce etrafında toplamayı başarmıştır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan uluslararası konjonktür ve İngiltere’nin uzlaşmaz tutumu da Musaddık’ın lehine bir ortam yaratmıştır. Bu süreçte yükselen milliyetçi dalga, ulema çevrelerini de etkilemiş ve petrolün millileştirilmesi fikrine yönelik toplumsal destek genişlemiştir.

Bir tarafta Ayetullah Ebu’l-Kasım Kâşânî, diğer tarafta Muhammed Musaddık, halkı ve milletvekillerini İngiliz nüfuzuna karşı harekete geçirmeye çalışıyordu. Musaddık ve Millî Cephe’nin diğer bileşenleri (İran Partisi, Emekçiler Partisi, Ulusal Parti, zanaatkâr loncaları, Tahran Pazar Ticareti Derneği ve Ayetullah Ebu’l-Kasım Kâşânî’nin öncülüğündeki dinî çevreler), petrolün millileştirilmesinin gerekliliği konusunda yoğun bir propaganda faaliyeti yürütmekteydi. Bu süreçte Musaddık ile ittifak hâlinde bulunan din adamları da petrolün millileştirilmesini desteklemenin dinî bir sorumluluk olduğu yönünde açıklamalarda bulunuyordu. Böylece Musaddık, Şah yönetimine ve İngiltere’ye karşı yürüttüğü mücadelede geniş bir cephe oluşturarak önemli bir halk desteğini arkasına almıştır. Onun karizmatik liderliği ve dürüstlüğü, kamuoyu nezdinde güçlü bir etki yaratmıştır. Petrol anlaşmaları konusunda İngiltere ile uyumlu hareket ettiği düşünülen Şah’a yönelik tepkilerin giderek artması ve İngiliz karşıtlığının toplumsal düzeyde güçlenmesi, Şah’ı zor bir durumla karşı karşıya bırakmıştır. Tepkileri azaltmak amacıyla Başbakan Razmara’yı görevden almayı düşünen Şah, yerine geçecek isim konusunda tereddüt yaşarken, Razmara bir suikast sonucu hayatını kaybetmiş ve yerine Hüseyin Âlâ atanmıştır.

Bu gelişmelerin ardından Musaddık, AIOC’un millileştirilmesine ilişkin tasarıyı Meclis’e sunmuştur. Halkın tepkisinden çekinen milletvekilleri tasarıya karşı çıkamamış, Senato da düzenlemeyi onaylamak durumunda kalmıştır. Böylece Musaddık kamuoyu nezdinde önemli bir siyasi başarı elde etmiş, Başbakan Âlâ ise kısa süre sonra istifa etmiştir.

Bu aşamada Âlâ’nın yerine Muhammed Musaddık başbakan seçilmiş ve 1951 yılında petrolü fiilen millîleştirerek yürürlüğe koymuştur. Ardından National Iranian Oil Company (NIOC) kurulmuş, İran petrollerini kontrol eden Anglo-Iranian Oil Company tasfiye edilerek şirket bünyesinde çalışan İngiliz teknisyenler ülkeden çıkarılmıştır.

Musaddık’ın bu mücadelede başarı kazanmasının ardından Ayetullah Kaşânî taraf değiştirerek Musaddık ve Millî Cephe’ye karşı muhalefete başlamıştır. Kaşânî’nin bu tutum değişikliğinde, dinî hukuk ve otoriteye ilişkin taleplerinin karşılanmamasının etkili olduğu ileri sürülmektedir. Bu gelişmeyi fırsat olarak değerlendiren CIA yetkilisi Kermit Roosevelt, İran’daki bağlantıları aracılığıyla Kaşânî’den yararlanmayı planlamıştır. Bu çerçevede Raşidiyan kardeşler, Roosevelt’in onayıyla Kaşânî’ye yakın bazı isimlere ajanlık faaliyetleri kapsamında rüşvet vermiştir. Bu süreçte Ayetullah Kaşânî ve Ayetullah Behbehânî’nin, halkı sokağa davet eden ve hükümet karşıtı gösterileri teşvik eden konuşmalar yaptıkları görülmektedir.

Musaddık’ın tüm baskılara rağmen mücadelesini sürdürmesi ve İngilizleri ülkeden çıkarması, İngiltere açısından kabul edilemez bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. İran’daki statüsünü yeniden kazanmak isteyen İngiltere; ekonomik ambargo, Birleşmiş Milletler’e başvuru ve konunun Uluslararası Adalet Divanı’na taşınması gibi yöntemlere başvurmuş, ancak bu girişimlerden somut bir sonuç elde edememiştir. ABD ise Millî Cephe’ye komünist Tudeh Partisi’nin destek verdiği düşüncesinden hareketle İran’ın Sovyetler Birliği’ne yakınlaşmasından endişe duymaktaydı. Bu nedenle Başkan Dwight D. Eisenhower, Musaddık yönetiminin kısa sürede devrilmesi gerektiği kanaatine varmıştır. İngiltere Başbakanı Winston Churchill de bu girişime destek vermiştir.

Bu çerçevede darbe planı için Kermit Roosevelt ve yardımcısı Norman Schwarzkopf görevlendirilmiştir. Bu sırada ordunun denetimini ele geçirmek isteyen Musaddık, Şah tarafından görevden alınmış; ancak kamuoyunda oluşan tepki nedeniyle geniş çaplı gösteriler başlamıştır. Bu ortamdan yararlanan ABD destekli unsurlar, 1953 yılında darbeyi fiilen başlatmıştır. ABD’nin destek verdiği General Fazlullah Zahedi, askerî birliklerle hükümet merkezini kuşatarak yönetimi ele geçirmiştir. Musaddık ise vatana ihanet suçlamasıyla tutuklanmıştır.

Bu gelişmeler, petrolün millileştirilmesi sürecini fiilen zayıflatmıştır. 1954 yılında Anglo-Iranian Oil Company’nin adı British Petroleum (BP) olarak değiştirilmiş ve petrol sektöründe yeni bir konsorsiyum oluşturulmuştur. Petrol kaynakları tamamen yabancılara devredilmemekle birlikte, üretim, satış ve yönetim üzerindeki fiilî kontrol, BP başta olmak üzere Batılı şirketlerin eline geçmiştir. Dolayısıyla petrol hukuken millî bir statüye sahip olsa da uygulamada kontrol büyük ölçüde yabancı şirketlerde kalmıştır. Bu durum 1979 İslam Devrimi’ne kadar devam etmiştir.

1979 İslam Devrimi’nin ardından konsorsiyum kaldırılmış, yabancı şirketler ülkeden çıkarılmış, devlet denetimi güçlendirilmiş ve petrol sektörü tamamen devlet tekeline alınmıştır.

1953 darbesinin, ABD tarafından İran’ın uluslararası komünizm tehdidinden kurtarılması amacıyla gerçekleştirildiği ileri sürülmüşse de gerçekte bu müdahale petrol çıkarları doğrultusunda İngiltere ile ABD’nin ortak bir hamlesi olarak değerlendirilmiştir. Nitekim İngiltere açısından AIOC, İran’da dünyanın en büyük petrol rafinerilerinden birine sahip olmasının yanı sıra önemli rezervleri kontrol eden ve yüksek ihracat kapasitesine sahip stratejik bir kurum niteliği taşımaktaydı.

Darbe sonrasında Musaddık tasfiye edilmiş, Fazlullah Zahedi başbakanlığa getirilmiş ve Şah daha güçlü bir konumda ülkeye geri dönmüştür. Uzun vadede bu gelişmeler, İran’da parlamenter-sivil siyaset zeminini zayıflatmış ve monarşinin güvenlik aygıtlarıyla tahkim edilmesine yol açmıştır. Bu süreç, Şah yönetiminin İngiltere, AIOC ve ABD gibi dış güçlerle özdeşleştirilmesine neden olmuştur. Bununla birlikte Millî Cephe ve Tudeh Partisi de ciddi ölçüde zayıflamıştır. Böylece milliyetçi, sosyalist ve liberal siyasal akımların etkisi gerilerken, dinî hareketlerin toplumsal ve siyasal alandaki etkisi artmıştır. Pehlevi monarşisi ise bu dönemde Batı yanlısı ekonomik ve siyasal çizgiyle daha belirgin biçimde örtüşmüştür.

Petrol ihtilafı, iç siyasî parçalanma ve Soğuk Savaş döneminin güvenlik anlayışı bir araya gelince darbe için uygun bir zemin oluşmuştur. 1953 darbesi, İran siyasal hafızasında dış müdahale yoluyla millî iradenin bastırılmasının simgelerinden biri hâline gelmiştir. Ayrıca bu gelişme, 1979 Devrimi’ne uzanan anti-Amerikancı ve anti-Britanyacı tarihsel hafızanın en önemli dönüm noktalarından biri olarak değerlendirilmiştir.

Kaynakça

Abrahamian, Ervand, Modern İran Tarihi, Türkiye İş Bankası Yayınları, 2017 İstanbul.

Ferrier, R. W., The History of The British Petroleum Company (The Developing Years 1901-1932), Cambridge University Press, Vol. 1, Cambridge, 1982.

Mollaların Gölgesinde/ 10 http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/diger/79828/Mollalarin_Golgesinde__10.html (Çevrimiçi 24. 03. 2026).

Mosley, Leonard, Neft, Siyâset ve Kûdetâ, Şirket-i İntişârât-i Resâm, Farsçaya trc. Muhammed Refi’i Mehrâbâdî, C. 1, Tahran, 1365.

Yergin, Daniel, Petrol-Para ve Güç Çatışmasının Epik Öyküsü, Türkiye İş Bankası Yayınları, Türkçeye trc. Kamuran Tuncay, İstanbul, 2017.

Yıldırım Alper, İran Petrolleri (1872-1933), Gazi Kitapevi, 2024 Ankara.

 

Telegram WhatsApp Twitter Facebook Linkedin
N Sosyal’de Paylaş
Mağduriyetten MeşruiyeteMağduriyetten MeşruiyeteNisan 3, 2026
Balkanlarda Güvenlik Paradigması:Nisan 14, 2026Balkanlarda Güvenlik Paradigması:

İlgili GönderilerBest

Orta Doğu Çalışmaları

Trump’ın Zihniyetini Okumak

Mohammed ASHOUR Haziran 8, 2026
Orta Doğu Çalışmaları

Vesayet Sonrası Dönem

Mohammed ASHOUR Aralık 9, 2025

Son Yazılar

  • ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARI:
  • Trump’ın Kıtasal Kuşatması: Sırada Küba mı Var?
  • KUTSAM STAJ PORGRAMI
  • DOĞU AKDENİZ’DE DEĞİŞEN EGEMENLİK PARADİGMASI VE TRANS-HAZAR KORİDORU
  • Trump’ın Zihniyetini Okumak
Kategoriler
  • Bölge ve Alan Çalışmaları 41
    • Afrika Çalışmaları 1
    • Asya-Pasifik Çalışmaları 3
    • Avrasya Çalışmaları 1
    • Balkan Çalışmaları 4
    • Enerji Politikası Çalışmaları 2
    • Güvenlik Çalışmaları 5
    • Orta Doğu Çalışmaları 10
    • Politik Psikoloji 9
    • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar 1
    • Transatlantik Çalışmaları 4
    • Türk Dünyası Çalışmaları 2
  • Etkinlikler 3
    • Konferans 2
    • Kurs/staj 1
  • Yayınlar 25
    • Analiz 17
    • Görüş 5
    • Rapor 3

KUT Uluslararası İlişkiler, Sosyal ve
Stratejik Araştırmalar Merkezi
(KUTSAM), BİLGETÜRK Eğitim,
Kültür Vakfı çatısı altında Ekim 2025
tarihinde faaliyete geçmiştir.

X-twitter Instagram Linkedin Neos

Bölge Alan Çalışmaları

  • Afrika Çalışmaları
  • Asya-Pasifik Çalışmaları
  • Avrasya Çalışmaları
  • Balkan Çalışmaları
  • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
  • Enerji Politikası Çalışmaları
  • Güvenlik Çalışmaları
  • Kafkas Çalışmaları
  • Orta Doğu Çalışmaları
  • Politik Psikoloji
  • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
  • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
  • Transatlantik Çalışmaları
  • Türk Dünyası Çalışmaları
  • Afrika Çalışmaları
  • Asya-Pasifik Çalışmaları
  • Avrasya Çalışmaları
  • Balkan Çalışmaları
  • Eğitim, Kültür ve Sanat Çalışmaları
  • Enerji Politikası Çalışmaları
  • Güvenlik Çalışmaları
  • Kafkas Çalışmaları
  • Orta Doğu Çalışmaları
  • Politik Psikoloji
  • Sosyal Politikalar, Hukuk ve İnsan Hakları Çalışmaları
  • Sosyal ve Ekonomik Çalışmalar
  • Transatlantik Çalışmaları
  • Türk Dünyası Çalışmaları

Etkinlikler

  • Çalıştay
  • Konferans
  • Kongre
  • Kurs/staj
  • Panel
  • Seminer
  • Sempozyum
  • Çalıştay
  • Konferans
  • Kongre
  • Kurs/staj
  • Panel
  • Seminer
  • Sempozyum

Yayınlar

  • Analiz
  • Görüş
  • İnfografik
  • Rapor
  • Röportaj
  • Analiz
  • Görüş
  • İnfografik
  • Rapor
  • Röportaj

Tüm hakları © 2025 Kutsam ve BİLGETÜRK VAKFINA aittir