MEHMED ÂKİF ERSOY’UN İRAN TASAVVURU

MEHMED ÂKİF ERSOY’UN İRAN TASAVVURU
Mehmed Âkif Ersoy, modern Türk edebiyatı, düşünce tarihi ve İslam dünyası açısından seçkin bir şahsiyettir. Âkif’in eserlerinde sadece Osmanlı toplumuna değil, geniş İslam coğrafyasına yönelik güçlü bir ilgisi olduğu görülür. Bu ilginin önemli yansımalarından biri de onun İran’a, İran kültürüne ve İran’daki siyasal gelişmelere yönelik tutumudur.
Düşünsel ve Tarihsel Arka Plan
19.yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Osmanlı dünyası derin bir dönüşüm sürecinden geçmekteydi. Rönesans, Reform, Aydınlanma, Sanayi Devrimi ve Fransız Devrimi sonrasında Avrupa’nın üstünlüğü belirginleşmiş; Osmanlı’da ise çözüm olarak Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık ve Ümmetçilik akımları ortaya çıkmıştı. Âkif, bu fikir akımları arasında ümmetçiliği İslam toplumlarının yeniden dirilişi için en sağlam dayanak olarak görmüş, çözümü Müslüman toplumların ortak bir bilinç ve dayanışma içinde hareket etmelerinde aramıştır.
Âkif, çevresindeki toplumsal sorunlardan haberdar biriydi. Kendine özgü üslubuyla vaazlar verip rehberlik ettiği faaliyetlerde toplumu uyarıp aydınlatmayı bir görev olarak benimsemişti. Siyasi ve toplumsal koşulların etkisiyle, Fatih Kürsüsü’nde, Süleymaniye Kürsüsü’nde ve “Hakkın Sesleri” adlı eserlerinde İslam birliği fikrini öne çıkardı. Bu süreç, Âkif’in İran’a yönelik tutumunun da entelektüel zeminini oluşturmuştur. Ona göre İran, köklü bir medeniyet ve İslamî birikimin taşıyıcısı olarak Osmanlı ile ortak bir kaderi paylaşmaktadır.
Âkif’in Dinî Perspektifi ve Ümmetçilik Anlayışı
Âkif’in İran’a bakışında dinî duyarlılık belirleyicidir. Sünnî bir Müslüman olmasına rağmen Şiîliğe ve İran halkına karşı önyargılı bir yaklaşım sergilememiş; aksine İran’ı İslam dünyasının ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirmiştir. Safahat’ta görülen ana tema, Batı sömürgeciliği karşısında parçalı bir görüntü sergileyen Müslüman toplumların yeniden birlik ruhu etrafında toparlanmasıdır. Âkif’e göre İslam’ın tevhid ilkesinin gerektirdiği birlik bilinci, etnik ve mezhebî ayrımların üzerinde bir değerdir. Bu nedenle İran da ümmetin ortak medeniyet halkalarından biri olarak değerlendirilmiştir. Ona göre Batı’nın İslam dünyasına yönelik politikaları daima tefrika üzerinden yürümüş; Endülüs’ten Hindistan’a kadar pek çok bölgede bu yöntem kullanılmıştır. Bu çerçevede İran’ın yaşadığı siyasal kırılmalar da ümmetin ortak tecrübesi olarak yorumlanmıştır.
İran Kültürüne ve Edebiyatına Yönelik Yaklaşımı
Mehmed Âkif’in İran kültürüne duyduğu ilgi çocukluk yıllarına kadar uzanır. Farsça bilen Âkif, özellikle klasik Fars edebiyatının önde gelen isimlerinden etkilenmiştir. Safahat ve diğer yazılarında Sâdî Şirazî, Hafız Şirazî, Attar, Urfî ve Ferîdun gibi şairlere sıkça atıfta bulunur. Hâfız’a duyduğu özel hayranlık hem üslup hem tema açısından açıkça görülür. Ayrıca Sâdî’nin bazı şiirlerini Türkçeye kazandırdığı bilinmektedir. Bu ilgi, Âkif’in İran edebiyatını sadece estetik bir beğeniyle değil, İslam kültürünün önemli bir taşıyıcısı olarak gördüğünü ortaya koyar. Azarak’a göre Âkif, İslam kültürünün İran edebiyatının temel anlam dünyasını oluşturduğunu ve bu bağın kopması hâlinde edebiyatın özünün kaybolacağını savunmaktadır.
İran Meşrutiyeti ve Âkif’in Siyasi Tavrı
Âkif’in İran’a yönelik siyasal yaklaşımı, İran Meşrutiyet Hareketi üzerinden daha belirgin hâle gelir. Sebîlürreşâd’daki çevresiyle birlikte bu hareketi destekleyen yazılar kaleme almış; İran’ın meşrutiyet tecrübesini İslam dünyasında özgürlük, adalet ve siyasal dönüşümün örneklerinden biri olarak görmüştür. “Acem Şahı” şiirinde İran’daki siyasal gerilimler, Kaçar Hanedanı’nın tutumu ve halkın özgürlük arayışı üzerine değerlendirmeler yer alır. 1923 yılında İran’ın Âkif’e bir liyakat ödülü vermek istemesi de onun İran entelektüel çevrelerince takdir edildiğinin göstergesidir. Her ne kadar ödül kendisine ulaşmamış olsa da bu durum, ifadelerinin İran’da karşılık bulduğunu kanıtlar.
Sonuç
Mehmed Âkif Ersoy’un İran’a dair düşünceleri, onun genel İslam dünyası tasavvurunun ayrılmaz bir parçasıdır. İran’ı mezhebi farklılıkların ötesinde köklü bir İslam medeniyetinin temsilcisi olarak değerlendirmiş; kültürel, dini ve siyasi açılardan bu ülkeyle güçlü bir yakınlık kurmuştur.
Şiirleri, yazıları ve fikirleri incelendiğinde Âkif’in İran’a yönelik olumlu, yapıcı ve birleştirici bir tavır sergilediği görülür. Bu tavır, hem döneminin Türk–İran entelektüel ilişkilerine katkı sağlamış hem de İslam dünyasının birliği yönündeki düşünsel çabalara yön vermiştir. Sonuç olarak Âkif’in İran tasavvuru, onun ümmetçilik anlayışının önemli bir tezahürü olarak değerlendirilmelidir. Âkif, İran ve Osmanlı’yı İslam medeniyetinin iki tamamlayıcı unsuru olarak görmüş; her iki toplumun da birlik fikrine katkı sunabileceğine inanmıştır.
Kaynakça
Arslan, Hasan. (2014). “Mehmet Akif Ersoy’un Şahsiyeti ve Millî Mücadeledeki Rolü”. İ.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi. 5/1, 117-150.
Azarak, Diyadin. (1391 h.ş.). Zendegi ve İş’ar-i Mâlik Eş’şharaî Bahâr ve Mukayese-yi Ân bâ Mehmed Akif Ersoy, Dâneşkede-yi Edebiyât ve Ulûm-i İnsânî, Daneşgâh-i Tahran.
Doğan, D. M. (1998). Câmideki şair: Mehmed Âkif. İstanbul: İz Yayınları.
Eren, M. (1998). “Mehmet Âkif Ersoy’un (1873-1936) Tefsir’e dair yazıları ile vaaz ve hutbeleri”. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi (4), 409-428.
Firuzi, M. (2020). “An overview of Mehmet Akif Ersoy’s Ideal Generation in Âsım”. Études Sur La Région Méditerranéenne, 30, 35–43. Consulté à l’adresse https://ojs.bibl.u-szeged.hu/index.php/mediterran_tanulmanyok/article/view/34585
Firuzî, M. (2022). “Two Ottoman Documents on Iran’s Awards of Merit and Virtue to Mehmet Akif Ersoy, Eşref Edip Fergan and Muhammed Hamdi Yazır”. 100. Yılında Kültür Coğrafyamızda İstıklal Marşı ve Mehmet Akıf Ersoy. Ankara: TBMM Başkanlığı İdari Teşkilatı.



