Erişim Engeliyle İnşa Edilen Algı

Erişim Engeliyle İnşa Edilen Algı: İsrail’in Medya Politikalarının Psikolojik Boyutu
İsrail hükümeti, Katar merkezli Al Jazeera ile Lübnan merkezli Al Mayadeen televizyon kanallarına yönelik erişim engelleme kararı aldı. Bu karara göre bu kanalların internet siteleri, televizyon yayınları ve YouTube sayfalarına İsrail’den erişim sınırlandı; mevcut yasalar kapsamında bu karar 90 gün süreyle yürürlüğe konulacak. Ayrıca daha önce yürürlüğe giren ‘Al Jazeera Yasası’ çerçevesinde bu yayınların ülkede tamamen yasaklandığı vurgulandı. Kararın, iletişim ve savunma bakanlıklarının yetkisiyle alındığı belirtildi.[1]
Medya manipülasyonu: Devlet kontrolü ve dezenformasyon kaygısı
Genel olarak bakıldığında devletlerin kriz dönemlerinde dış aktörleri ‘tehdit’ olarak çerçeveleme eğilimi güçlüdür. Medya kuruluşları da bu çerçevede sadece haber aktaran kurumlar olmaktan çıkar; ‘düşman anlatının taşıyıcısı’ olarak konumlandırılır. Al Jazeera ve Al Mayadeen’in İsrail tarafından ulusal güvenliğe tehdit olarak tanımlanması, bu psikolojik mekanizmanın tipik bir örneğidir.
Burada tehdit, yalnızca fiziksel ya da askeri değildir; sembolik ve bilişsel bir tehdittir. Yani devlet, kendi vatandaşlarının farklı anlatılarla karşılaşmasını bir ‘zihin güvenliği’ sorunu olarak algılar. Bu noktada medya, kamuoyunun algı dünyasına sızabilecek ve mevcut resmi anlatıyı zayıflatabilecek bir unsur haline gelir. Bu nedenle erişim engeli, fiilen bir bilişsel sınır oluşturma girişimidir.
Devletler, özellikle çatışma dönemlerinde medya üzerinde kontrol mekanizmaları uygularlar. Bu uygulamalar ilk bakışta güvenlik gerekçesiyle meşru görünmekle birlikte pratikte bilgi akışının daraltılması, alternatif seslerin bastırılması ve propaganda söylemlerinin güçlendirilmesi amacını taşır. İsrail’in kararında da bu dinamikler net bir şekilde ortadadır. Al Jazeera ve Al Mayadeen, İsrail’in politikalarını eleştiren ve Gazze’de yapılan soykırıma karşı duruşta olan yayınlarıyla tanınıyor. İsrail makamları bu yayınların “ulusal güvenliği tehdit ettiği” gerekçesiyle kapatıldığını söylüyor.[2]
Ancak bu tür engellemeler, güvenlik kaygısının ötesinde mevcut hükümetin kendi bakış açısını hâkim kılma stratejisinin bir parçasıdır. Medya manipülasyonu, sadece yanıltıcı bilgi üretmek anlamına gelmez; aynı zamanda belirli seslerin tamamen susturulmasıdır. Bir çatışma ortamında tarafsız ve eleştirel seslerin engellenmesi, kamuoyunun olayları dar bir perspektiften algılamasını sağlama amacı taşır. Bu engelleme, sadece yabancı bir medyayı hedef almakla kalmaz; aynı zamanda medya manipülasyonu literatüründe tartışılan bilgi boşluğu ve yalan/eksik bilgi üretimi süreçlerini de tetikler. Halk, çeşitli seslere erişemediğinde sadece resmi söylemle karşılaşır; bu da devlete bağlı medya mekanizmalarının kitleleri manipüle etmesini sağlayacak ortam oluşturur.
Politik psikolojide tehdit algısı, bireylerin dış dünyadaki belirsizliklere karşı verdiği bilişsel ve duygusal tepkileri kapsar. Bu algı, özellikle grup kimliği söz konusu olduğunda belirginleşir: dış tehditler, iç grubun dayanışmasını ve otoriteye uyumu artırır[3]. Medya organlarının yüksek görünürlükte olumsuz ya da eleştirel içerik üretmesi, bu algıyı güçlendirebilir; bu da devletlerin güvenlik gerekçesiyle medya kontrolü uygulamasını meşrulaştıran psikolojik zemini yaratır.
Bu bağlamda medyanın belirli seslere erişimi engellemesi, sadece bilginin kontrolü değil, aynı zamanda toplumun tehdit algısını pekiştiren bir psikolojik stratejidir. Tehdit algısı arttıkça, bireylerde ‘söz konusu olan güvenlikse özgürlükler ikinci plandadır’ yaklaşımı güçlenir.
Bilgi savaşları: Modern çatışmaların ayrılmaz parçası
Günümüz çatışmaları salt fiziksel savaşla sınırlı değildir; bilgi savaşları olarak adlandırılan yeni bir boyut içerir. Bu boyut, tarafların birbirlerinin anlatılarını çürütme, dezenformasyon üretme ve halkı kendi ideolojik perspektifine çekme çabasıdır. Bu bağlamda medya organlarının kontrolü, tarafların propaganda stratejileri arasında merkezi bir rol oynar.
Çatışma ortamında taraflar kendi medya kanallarını desteklerken, rakip sesleri ‘güvenlik tehdidi’ ya da ‘propaganda aracı’ olarak nitelendirirler. Bu, sadece yerel kamuoyunu değil, küresel izleyiciyi de etkileme amacını güder. Örneğin, Batı medyasının çoğu zaman İsrail’in perspektifini destekleyici şekilde gündeme taşıdığı eleştirileri yıllardır tartışma konusu iken, Arap dünyasında Al Jazeera’nın perspektifi farklı bir anlatı oluşturur. Bu çeşitlilik, çatışmanın uluslararası algısını şekillendirir. Bu nedenle medya erişiminin engellenmesi, bilgi savaşının sahada yeni bir yüzüdür. Bu karar, yalnızca iki kanalı kapatmak değil, aynı zamanda çatışmanın anlatı alanını daraltmaktır.
Algısal Kapanma ve Bilişsel Tutarlılık
Leon Festinger’in bilişsel çelişki kuramı, bireylerin kendi inançlarıyla çelişen bilgileri reddetme eğiliminde olduğunu söyler. Araştırmalara göre bireylerin mevcut dürtü ve inançlarıyla çelişen bilgilere karşı seçici algı ve filtreleme eğilimi gösterdiğini saptamıştır. Bu eğilim, medya engelleri gibi kısıtlayıcı önlemlerle birlikte, bireylerin sadece var olan bakış açısını onaylayan içeriklere daha çok maruz kalmasına yol açabilmektedir. Bu da toplumsal kutuplaşmayı ve resmi anlatıya olan inancı güçlendirebilir.
Devletler de benzer biçimde, kolektif düzeyde bilişsel tutarlılığı korumaya çalışır. Eleştirel medya anlatıları, resmi söylemle çeliştiğinde, bu çelişkiyi ortadan kaldırmanın en kolay yolu kaynağı ortadan kaldırmaktır. Bu açıdan medya engeli, sadece sansür değil; toplumsal zihinsel konforu koruma girişimi olarak da okunabilir. Ancak uzun vadede bu tür algısal kapanmalar, toplumun eleştirel düşünme kapasitesini zayıflatır ve kutuplaşmayı derinleştirir.
Sonuç olarak, İsrail’in medya erişimini engelleme kararı politik psikoloji perspektifiyle bakıldığında; korku, tehdit algısı, kolektif kimlik ve bilişsel kontrol mekanizmalarının kesişim noktasında durmaktadır. Bu hamle, yalnızca bilgiye değil, duygulara ve algılara yönelik bir müdahaledir. Medya manipülasyonu ve kamu diplomasisiyle birlikte okunduğunda, kararın asıl hedefinin fiziksel güvenlikten çok algısal hâkimiyet olduğu daha net görülmektedir.
[1] https://www.aa.com.tr/tr/dunya/israil-al-jazeera-ve-al-mayadeen-televizyon-kanallarina-erisimi-engelledi/3811119 Son Erişim Tarihi: 26 Ocak 2026
[2] https://israel.com/security/israel-approves-90-day-block-on-al-jazeera-al-mayadeen-websites-and-youtube-channels/ Son Erişim Tarihi: 26 Ocak 2026
[3] https://onlinelibrary.wiley.com/doi/10.1111/j.1540-5907.2005.00144.x Son Erişim Tarihi: 26 Ocak 2026


