Somaliland Meselesi

Somaliland Meselesi: Afrika Boynuzu’nda Tanınma, Jeopolitik ve Güç Siyaseti
Somaliland meselesi, Afrika Boynuzu’nun kırılgan siyasi coğrafyası içinde yer alan, sömürge mirası, devlet inşası sorunları ve bölgesel jeopolitik rekabetin kesişiminde şekillenmiş özgün bir vakadır. 1991 yılında Somali Devleti’nin fiilen çöküşünün ardından Somaliland, Somali’nin kuzeybatısında tek taraflı olarak bağımsızlığını ilan etmiş; ancak aradan geçen otuz yılı aşkın sürede uluslararası toplum tarafından tanınmamıştır.
Meselenin siyasi kökeni, sömürge dönemindeki farklılaşmaya dayanır. Somaliland, 1960’a kadar bir İngiliz protektorasıydı. Somali’nin geri kalanı ise İtalya kontrolündeydi. 26 Haziran 1960’ta İngiliz Somaliland bağımsızlığını ilan etti ve bu bağımsızlık Birleşmiş Milletler dahil birçok devlet tarafından tanındı. Ancak beş gün sonra, 1 Temmuz 1960’ta, “Büyük Somali” idealini gerçekleştirmek amacıyla İtalyan Somali’si ile birleşti. 1980’lerde Siyad Barre rejiminin kuzeydeki kabilelere (özellikle İshak kabilesine) yönelik uyguladığı şiddet birliği çatlattı. 1991’de merkezi hükümetin çöküşüyle Somaliland, 1960’taki sınırlarına dönerek bağımsızlığını ilan etti.
Siyasal açıdan Somaliland’ın en büyük argümanı, Somali’nin bir “başarısız devlet” örneği sergilemesine karşın, kendisinin demokratik seçimler yapan, kendi pasaportu, parası ve ordusu var olan bir yapı kurmuş olmasıdır. Ancak Afrika Birliği’nin “sömürge dönemi sınırlarının korunması” ilkesi (ayrılıkçı hareketlerin domino etkisi yaratmaması için), Somaliland’ın hukuki olarak tanınmamasını gerektirmektedir.
Somaliland’ın coğrafi konumu, onu küresel ticaretin ve güvenliğin merkezindeki önemli nokta haline getirmektedir. Somaliland, Aden Körfezi boyunca yaklaşık 850 kilometrelik bir sahil şeridine sahiptir. Bu bölge, dünya deniz ticaretinin yaklaşık %10-%12’sinin geçtiği, Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlayan Bab’ül Mendep Boğazı’nın hemen girişindedir. Coğrafi avantajın somutlaştığı nokta Berbera’dır. Özellikle Berbera Limanı’nın geliştirilmesi, Körfez ülkeleri, Etiyopya ve bazı Batılı aktörler açısından Somaliland’ı cazip bir ortak hâline getirmiştir. Berbera Limanı, hem derin deniz özellikleri hem de jeopolitik konumuyla Cibuti’ye en güçlü alternatiftir. Etiyopya gibi denize kıyısı olmayan devasa bir ekonomi için bu liman, “nefes borusu” niteliğindedir.
Bununla birlikte, uluslararası sistemde Somaliland’ın tanınmamasının temel nedeni, Afrika’da sınırların dokunulmazlığı ilkesidir. Afrika Birliği, sömürge döneminde çizilen sınırların korunmasını, kıtada yeni çatışmaların önlenmesi açısından temel bir norm olarak benimsemiştir. Somaliland örneğinde, her ne kadar sınırlar sömürge dönemindeki Britanya Somaliland’ı ile örtüşse de, Somali’nin toprak bütünlüğünün korunması yönündeki hassasiyet ağır basmaktadır. Uluslararası toplum, Somaliland’ın tanınmasının Somali’de ve Afrika’nın diğer kırılgan bölgelerinde domino etkisi yaratabileceğinden endişe etmektedir. Siyasi istikrar ve devlet kapasitesi açısından Somaliland, Somali’nin geri kalanından belirgin biçimde ayrışmaktadır. Kendi parlamentosu, seçimle iş başına gelen hükümetleri, güvenlik güçleri ve para birimi bulunmaktadır. Bu unsurlar, klasik devlet tanımlarına büyük ölçüde uymaktadır.
Jeopolitik rekabet bağlamında Somaliland, Somali Federal Hükümeti ile de sürekli bir meşruiyet mücadelesi içindedir. Mogadişu yönetimi, Somaliland’ı ülkenin ayrılmaz bir parçası olarak görmekte ve bağımsızlık iddiasını reddetmektedir. Bu çekişme, sadece iki aktör arasında değil, aynı zamanda bölgeye müdahil olan dış güçlerin pozisyonları üzerinden de şekillenmektedir. Bazı aktörler Somaliland ile pragmatik ilişkiler kurarken, resmî olarak Somali’nin egemenliğini tanımaya devam etmektedir. Bu ikili yaklaşım, uluslararası siyasette çıkarların normların önüne geçtiğini gösteren tipik bir örnektir.
Jeopolitik Denklemde Somaliland Meselesi
Etiyopya-Somaliland Mutabakatı (MoU)
Ocak 2024’te imzalanan ve 2025’te uygulama safhasına giren mutabakat, dengeleri altüst etmiştir. Etiyopya, Somaliland’ı resmen tanıma vaadi karşılığında Berbera yakınlarında bir askeri deniz üssü ve ticari liman erişimi (20 km’lik sahil şeridi) almıştır. Bu durum:
- Etiyopya için: 1993’te Eritre’nin ayrılmasıyla kaybettiği deniz erişimini geri kazanma stratejisidir.
- Somali için: Egemenlik ihlali ve “ilhak” girişimi olarak görülmektedir.
Mısır: “Arka Kapıdan Kuşatma” Hamlesi
Mısır için mesele Somali değil, Etiyopya’dır. Nil suları üzerindeki Hedasi Barajı (GERD) krizi nedeniyle Etiyopya ile varoluşsal bir kavga içindedir. Ağustos 2024’te Somali ile bir “Savunma Anlaşması” imzaladı ve Eylül 2025 itibarıyla Somali’ye askeri mühimmat ve personel sevkiyatına başladı. Mısır, Mogadişu’ya destek vererek Etiyopya’yı güneyden çevrelemeyi ve onu Somaliland planlarından vazgeçirmeyi amaçlıyor.
Türkiye: “Dengeleyici ve İnşa Edici” Güç
Türkiye, bölgede hem askeri hem ekonomik olarak en köklü dış aktörlerden biridir. “Ankara Süreci” ile Etiyopya ve Somali’yi masaya oturtan yegane güçtür. Türkiye’nin amacı; Somali’nin bütünlüğünü korurken, Etiyopya’ya egemenlik ihlali yapmadan (Somaliland’ı tanımadan) ticari bir liman erişimi sağlamaktır.
2024 Şubat’ta imzalanan “Savunma ve Ekonomik İşbirliği Çerçeve Anlaşması” ile Türkiye, Somali kara sularını koruma ve Somali deniz kaynaklarını çıkarma yetkisi aldı. Ayrca Türkiye, Somali’de kuracağı “Uzay Limanı” ile dünyada kendi fırlatma tesisine sahip sayılı ülkeler arasına girmeye hazırlanıyor.
İsrail’in Çelişkisi: Filistin’e Hayır, Somaliland’e Evet
İsrail’in 26 Aralık 2025’te Somaliland’ı resmen tanıyan ilk ülke olması, uluslararası hukuk açısından devasa bir tezat barındırır. Ancak bu, İsrail’in jeopolitik realizmiyle açıklanabilir. İsrail, Filistin’in devletleşmesine “tarihi haklar” gerekçesiyle karşı çıkarken; Somali’den tek taraflı ayrılan Somaliland’ı tanımıştır. Bu, “kendi kaderini tayin hakkını” sadece işine geldiğinde savunduğunu gösterir.
- Neden Şimdi?
- Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları sonrası İsrail, güvenli bir liman ve gözetleme noktası arayışındadır. Somaliland kıyıları bu iş için biçilmiş kaftandır.
- Bölgede güçlenen Türkiye-Somali ittifakına karşı bir “karşı hamle” niteliğindedir.
- Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, İsrail’in Filistinlileri zorla ülkesine yerleştirmeyi ve ayrıca Aden Körfezi ile Kızıldeniz’e erişmeyi hedeflediği uyarısında bulunduğu üzer gayri resmi toprak arayışında olduğuna yönelik de beklenti oluşturmaktadır.
BAE Neden Destekliyor?
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Somaliland’a yönelik yaklaşımı, klasik anlamda ideolojik ya da normatif bir dış politikadan ziyade, jeopolitik pragmatizmin tipik bir örneğini oluşturmaktadır. BAE, Somaliland’ı resmî olarak tanımamış olsa da, liman yatırımları, lojistik anlaşmalar ve güvenlik iş birlikleri yoluyla bu bölgeyi fiilen bir devlet gibi muhatap almaktadır. Özellikle Berbera Limanı üzerinden yürütülen faaliyetler, BAE’nin Kızıldeniz ve Aden Körfezi hattında ticari ve stratejik nüfuz alanı oluşturma hedefinin bir parçasıdır. BAE merkezli DP World, Berbera Limanı’na yüz milyonlarca dolarlık yatırım yaptı. BAE’nin stratejisi, Süveyş’ten Hindistan’a kadar olan deniz rotasındaki tüm kilit limanları kontrol etmektir.
Ayrıca bu politika, Somali Federal Hükümeti’nin Türkiye ve Katar ile geliştirdiği yakın ilişkileri dengeleme amacını da taşımaktadır. Bu bağlamda Somaliland, Mogadişu merkezli siyasal yapıyı baypas eden, düşük maliyetli ama etkili bir jeopolitik kaldıraç işlevi görmektedir. BAE’nin yaklaşımı, uluslararası hukuk normlarından ziyade istikrar, erişim ve güç projeksiyonu önceliklerinin belirleyici olduğunu açıkça göstermektedir.
Dünyadan Gelen Tepkiler
İsrail’in 2025 sonundaki tanıma kararı dünyayı ikiye bölmüştür:
- Sert Tepki Gösterenler: Başta Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan, Ürdün ve Pakistan olmak üzere 20’den fazla ülke ortak bildiriyle bu kararı “yasa dışı” ve “yayılmacı” olarak niteledi. Afrika Birliği de kıtada sınırların değişmesine yol açacak bu adıma karşıdır.
- Sessiz Kalanlar / İzleyenler: ABD ve AB ülkeleri, bir yandan Somaliland’ın istikrarını (terörle mücadeledeki başarısını) takdir ederken, diğer yandan Somali’nin parçalanmasının Afrika genelinde bir ayrılıkçılık dalgası yaratmasından korkmaktadır.
Somaliland’a yönelik İsrail’in hamlesi, özellikle Somali Federal Hükümeti ve Afrika Birliği tarafından sert biçimde eleştirilmektedir. Somali yönetimi, bu tür girişimleri egemenlik ihlali olarak değerlendirirken, Afrika Birliği sömürge dönemi sınırlarının korunması ilkesine sıkı biçimde bağlı kalmaktadır. Batılı devletler ise Somaliland’ın politikalarını sıklıkla takdir etmelerine rağmen, tanıma konusunda isteksiz davranmaktadır.
Genel olarak değerlendirildiğinde, ‘Somaliland örneği’ uluslararası ilişkilerde normlar ile çıkarlar arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. İsrail’in Filistin politikasında ve BAE’nin Somaliland yaklaşımında görüldüğü üzere, tanınma ve egemenlik meseleleri evrensel ilkelere değil, büyük ölçüde güç dengelerine ve jeopolitik hesaplara dayanmaktadır. Bu bağlamda Somaliland meselesi, mevcut uluslararası düzenin seçici ve pragmatik karakterini anlamak açısından son derece açıklayıcı bir örnek teşkil etmektedir.


